Cuma, Haziran 15, 2007

MEKSİKA FASULYELİ VE DİL PEYNİRLİ MAKARNA SALATASI



Yazın geldiği şu günlerde bol bol salata yapıyorum sanırım yaza daha çok yakışan yok. Hafif ve sağlıklı. Ben de çeşit çeşit salatalar yapmak istiyorum. Elimdeki malzemeleri biraraya getirip salata yapıyorum. Başkaları daha önce denemiş mi bilmem ama damak tadıma hitap eden malzemelerden uydurup yapıyorum. Bu salatayı da kendi damak tadıma göre yaptım. Malzemeleri istediğiniz kadar koyabilirsiniz ama ben yine de kendi miktarlarımı yazmak istedim yol göstermek için. Çok hafif ve lezzetli oldu.



MALZEMELER:
  • 1/2 paket istiridye makarna,
  • Küçük bir paket dil peyniri,
  • 1 su bardağı haşlanmış meksika fasulyesi (Ben kurusundan haşladım ama isterseniz hazır haşlanmışlarından da kullanabilkirsiniz),
  • 1 su bardağı haşlanmış mısır,
  • 3 yemek kaşığı yoğurt ,
  • 1 yemek kaşığı mayonez,
  • bir tutam taze nane,
  • Bir tutam taze dereotu,
  • Tuz,
  • Karabiber.

YAPILIŞI:

  1. Makarnaları tuzlu suda haşlayıp, süzün.
  2. Büyük bir karıştırma kabına alıp mısır, haşlanmış meksika fasulyesi, tuz ve karabiber ekleyip iyice karıştırın.
  3. Servis tabağına alıp üzerine dilimlenmiş dil peynirlerinden koyun.
  4. Başka bir kapta yoğurt, mayonez ve ince doğranmış dereotunu iyice karıştırın. Koyu olmuşsa biraz da su ilave edin.
  5. Bu sosu salatanın üzerine gezdirin.
  6. Nane ile süsleyin.

Pazartesi, Haziran 04, 2007

BEYPAZARI FESTİVALİ


Beypazarı festivalini duymuşsunuzdur. Ankara sosyal anlamda zayıf bir şehir olunca bu tarz festivalleri kaçırmıyorum. İki yıl önce gitmiştim ve çok beğenmiştim. Evler, yemekler, insanlar çok güzeldi. Acemilik vardı esnafta, kalabalık ziyaretçileri ağırlayamayacak kadar amatörlerdi fakat sıcaklardı. Zor da olsa yemeklerin tadına bakabilmiştik ve birbirinden güzel ev işi yiyeceklerden satın almıştık. Tadı damağımda kalan bu ilçeye yine koşturarak gittim, benim içinse tam bir hayal kırıklığıydı. İki yılda değişen birşeyler olmuştu ama bu profesyonellik anlamında değil daha çok olumsuz anlamdaydı. Belki kendini koruyanlar vardı ama azlığından olsa gerek dikkatimi çekmedi. Evet hala kalabalık bir ziyaretçi potansiyeli vardı fakat bu kadar ziyaretçiyi konuk edecek profesyonellik kazanılmamıştı, sadece para kazanmanın verdiği bir doymuşluk vardı. Nerdeyse konuklarını kovacak kadar. Maalesef inanmam zordu ama davranışlar beni şok etti.















Yarımca: Beypazarı'nda yapılan kıyma, soğan ve peynir karışımdan oluşan bir gözleme. Yan masadaki gençlerin yarımca yedikten sonraki muhabbetlerine istemeden şahit oldum. "hiç doymadım hatta midemde yer bile tutmadı" dediklerinde gençler iştahlı olur diye içimden geçirdim. Ama kesinlikle midemde varlığını hissedemedim, çok acıktığımdan sanırım. Neyse ki sarma ve baklava yiyeceğimden dolayı teselli oldum:)) Ama maalesef onların resmini çekmeyi unutmuşum. Çok zor yer bulup siparişin gelmesi için de bir saat kadar bekleyince fotoğraf çekmeyi unutup hemen yedim. Sarma burada çok lezzetlidir, mutlaka yemelisiniz. Kızım da çok severek yedi. Baklava da 80 kat yufkadan oluşuyor.






Havuç suyu, erişteler, çeşit çeşit baharatlar, tarhanalar tezgahları süslemiş. Beypazaarı güveciyle de çok ünlüdür ve her yerde güveç satan dükkanlar var. Güvecin tadını mutlaka beğenirsiniz. Festivalde yeme şansım olmadı çünkü yer yoktu ve çoook kalabalık bir grup olmayınca almak istemedikleri için geri çevrildik. Başka zaman deyip yoluma devam ettim.












En güzelleri bu takılardı. Hepsi de birbirinden farklı ve güzel cam üzerine yapılmış takılardı. Daha önce görmediğim için çok ilginç geldi.Birkaç tane de aldım.
Çok yorcu ve maalesef eğlenceden yoksun bir festivaldi benim için ama yine de farklı görüntüler ve çiçekler içimi ısıttı. Herşeye rağmen tadını çıkarmaya çalıştım. Bir daha gider miyim, pek sanmıyorum ama kimbilir. Düzelme olursa neden olmasın. Sanırım ben insanların maddi kaygıları geri plana ittikleri ve üerttiği ürünleri samimiyetle insanlara sunan, sıcak insanları görmek istedim. Belki ileride...

Salı, Mayıs 29, 2007

BİR OYUN: "GÖNÜL DOSTLARI"

Arkadaşlar yeni bir oyun oynayalım dedim. Biz tak takıştır ekibi olarak sevgili Doğa'nın önderliğiyle bir oyuna başlamıştık. Bu oyunu ben de yemek bloglarına uyarladım çok da hoşuma gitti. Sadece yemek bloglarıyla da sınırlı değil elbette. Kim isterse kapımız ardına kadar açık, herkes katılabilir. İsmini de Gönül Dostları koydum. Umarım katılırsınız ve çok güzel anlar yaşarız.

Nasıl oynanacağına gelince: Oyuna katılmak isteyenler bana e mail (psevda@yahoo.com) ile ad, soyad , blog adresi ve hediyenin gelmesini istediğiniz adresinizi yazacaksınız. Ben de çekeceğim kura sonucu kimin kime hediye göndereceğinizi bildireceğim.Yılbaşında yapılan çekilişler gibi tıpkı. Ama hiç kimse hediyenin kimden geleceğini bilmeyecek. Ben sizin e mail adreslerinize kime hediye göndereceğinizi ve adresini bildireceğim. Bu adrese hediyenizi göndereceksiniz hediyeyi. Yani herkes bir kişiye hediye göndermiş bir kişiden de hediye almış olacak. Sadece kimden geleceğini bilmeyeceksiniz, sürpriz olacak. Bu konuda sorular vardı açıklık getirmek istedim. Son gün de herkes bloğunda hediyesini yayınlayacak.. .


Hediyeler ne olacak diyorsanız. Çok farklı şehir ve ülkelerde yaşadığımız için özellikle o yöreye has hediyeler olabilir. Bunun çok hoş olacağını düşünüyorum. Veya kendi yaptığınız bir el emeğinizi hediye edebilirsiniz. Ya da pasta ve yemek yapmakta kullanılan hoş hediyeler alabilirsiniz. Veyahut istediğiniz herhengi bir hediye alabilirsiniz. Alternatifleri genişletebiliriz. Küçük fakat anlamlı hediyeler aramızdaki dostlukları pekiştirir diye düşünüyorum. Ayrıca logoyu da sitenize koyarsanız daha fazla kişinin haberi olabilir.Katılımlarınızı bekliyorum...

Kodu yan taraftaki bannerın altına ekledim. Oradan yapıştırabilirsiniz.

Son katılma tarihi: 30 Haziran 2007
Hediyeyi gönderme tarihi: 15 Ağustos 2007 (Bu tarihe kadar ulaşmış olursa sevinirim)
Hediyeyi blogda yayınlama tarihi: 1 Eylül 2007

Cumartesi, Mayıs 26, 2007

SILCAN VE SARMAŞIK KAVURMASI



Ne zamandır eşimden Muğla'dan gelirken sarmaşık getirmesini istiyordum. Bu ziyaretinde hem sarmaşık hem de sılcan otu getirmiş. Tabi benim de mutluluğuma diyecek yok. Hemen kolları sıvayıp yemeği hazırladım. Dumanı üzerindeyken de fotoğrafını çektim. Sıcak sıcak ikram edeyim diye..

Öncelikle otları temizleyip haşladım. Yalnız çok haşlamayın hafif diri olacak. Sonra doğrayıp zeytinyağda kavurdum ve üzerine yumurta kırdım. Soğan da koyabilirsiniz. Tabi karabiber, pulbiber ve tuz eklemeyi unutmayın.



SILCAN



SARMAŞIK

Salı, Mayıs 22, 2007

SEVDAMAVİSİ 1 YAŞINDA



Tam bir yıl önce başladı blog maceram ve şimdi iyi ki başlamışım diyorum. Çok güzel bir yıl geçirdim, en zor anlarımda bile bana enerji veren bir uğraş. çok güzel dostlarım oldu, çok güzel paylaşımlarım oldu ve devam da edecek. Tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.



23 Mayıs benim hayatımdaki çok önemli başlangıçların tarihidir. O nedenle de çok ayrı bir yeri var. Tamamen tesadüfi olarak blog dünyasına da bu tarihte adım atmışım. Bunu farkedince biraz da şaşırdım doğrusu. Eşimle çıkmaya başladığım tarih öncelikle. Dün gibi hatırlıyorum. O tarihte Hacettepe üniversitesinde öğrenciydim ve bahar şenlikler vardı. Ben de aradaşlarımla Yaşar'ı dinlemeye gitmiştim. Bir taraftan gök delinmiş gibi yağan yağmur ve Yaşar'ın romantik şarkıları.... Islanmak harika bir duyguydu. Ve eşimden gelen (tabi o zaman eşim değil) bir mesaj ve buluşmek için randevular.. Konserin sonunu bekleyemeden ayrılmıştım... Bir sene sonra aynı tarihte ise nişanlanmıştık. 4-5 sene çıkmayı palanlarken bir yıl sonra nişan yapmıştık hem de 23 Mayısta. Umarım daha uzun yıllar aranızda olur hem tarifleri hem duygularımızı paylaşırız.

Perşembe, Mayıs 17, 2007

YE#22: KALPLİ KURABİYE VE KELEBEK KURABİYE


Ve geldik bir etkinliğin daha sonuna. Bu ayki ev sahibemiz sevgili Hülya idi. Büyük bir koşturmaca ile geçen bir ayın sonunda kurabiyelerim görücüye çıkmaya hazır. Gerçekten çok büyük bir mücadele ile geçirdim zamanımı:)) Nedense Ankara'da birşeyler aramakla geçiyor zamanım. Bu kez de kurabiye kalıbı arayıp durdum, daha dün bulabildim. İnanması zor ama doğru. Acaba ben mi bilmiyorum yerlerini diye düşünmekten de kendimi alamıyorum:))

Bu tarifi yabancı bir yemek sitesinden alıp kendimize uyarladım ölçülerini. Sevgililer günü için yapılıyormuş. Görüntüsü çok hoşuma gittiği için bu tarifle katılmak istedim etkinliğe. Orjinal
ölçüleri de parantez içinde yazdım.





MALZEMELER:
  • 200 gram tereyağı ya da margarin (3/4 cups),
  • 1/2 su bardağı toz şeker (1/2 cup),
  • 1 yumurta (Bunun ölçüsü uluslararası zaten:))
  • 1 çay kaşığı limon kabuğu rendesi( 1/2 teaspoon),
  • 1 çay kaşığı vanilya (1/4 teaspoon),
  • 1,5 su bardağı dövülmüş fıstık ya da fındık (1 +1/2 cup),
  • 1 paket kabartma tozu (1/2 teaspoon),
  • 1 çay kaşığı tarçın (1/2 teaspoon),
  • Aldığı kadar un (2+1/4 cup),
  • Çilek, böğürtlen ya da ahududu reçeli veya evde hazırlayacağınız jöle.

YAPILIŞI:

  1. Oda ısısındaki yağ mikser ile iyice çırpın.
  2. Şekeri de ekleyip krema kıvamına gelene kadar çırpın.
  3. Yumurta, limon kabuğu rendesi, vanilya da ekleyip çırpın.
  4. Diğer malzemeleri de ekleyip güzelce yoğurun.
  5. Yağlı kağıt ya da streçle sarıp dondurucuda 5-10 dakika bekletin.
  6. Bezelere ayırıp merdane ile açın.
  7. Kalp şeklindeki kurabiye kalıbı ile önce büyükle iki tane kurabiye çıkarın. Küçük kalple ise bunlardan birinin ortasını çıkarın. Küçükleri de kurabiye yapabilirsiniz.
  8. Hamur bitene kadar yapın.
  9. Tepsiye dizilmiş kurabiyeleri önceden ısıtılmış 180 derece fırında 15-20 dakika ya da altın rengini alana kadar pişirin.
  10. Soğuyunca ortası kapalı olan kurabiyenin üzerine marmelat ya da jöleyi sürün açık olan kalbi üzerine yerleştirin. Sonra ortasını jöle ile doldurun.
  11. Üzerine pudra şekeri eleyip servis yapın.

Aynı hamuru kullanarak değişik kurabiye kalıpları ile bu kelebek ve yıldızları elde ettim. Üzerine pudra şekeri serpince de karlı bir havayı andırdı. Üşütmesi gerekirdi belki ama kara duyduğumuz özlemden midir bilmem çok hoş duygular uayndırdı bende.

Çarşamba, Mayıs 16, 2007

DOĞUM GÜNÜMDEN GÖRÜNTÜLER



Arkadaşım Züleyha aradı önce iş çıkışı buluşup konuşalım diye. İlk etapta anlamadım ama sonrasında şüphelenmeye başladım. SonraElçin ağzından kaçırdı bugün görüşüyoruz değil mi diye. Hıı herkes biraraya geeleceğine göre bir doğum günü organizasyonu olsa gerek. Sonra da diğer arkadaşlarım geldi işten çıkıp apar topar. Belki dar anlara sıkıştırdık ama ne güzeldir o anlar. Simit ve çaydan oluşan bir sofraydı belki yine de dünyanın en güzel sofrasıydı. Simitin tadı bile bambaşkaydı. Sıcacık çaylarımızı yudumlarken sohbet daha bir keyifliydi sanki. Uzun zamandır zamansızlıktan görüşememenin verdiği açlıkla arka arkaya sığdırdık sorularımızı, planlarımızı. Çok özlemişim arkadaşlarımla biraraya gelmeyi...


Sizler de doğum günümde beni yalnız bırakmayıp mesajlarla kutladınız. Tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Böyle özel günlerde güzel dilekler almak harika. Bir kere daha iyi ki ben de bu aileye dahil olmuşum ve bu siteyi açmışım diye mutlu oldum.




Cumartesi, Mayıs 12, 2007

İYİ Kİ DOĞDUM BEEEEEN:))



Evet bugün benim doğum günüm, bir yılı daha geride bırakmanın sevinci içerisindeyim:)) Niye sevineceksem, yaşlanıyorum diye herhalde. Eeee zaman her halukarda geçesekse güzel geçirmek lazım. Umarım yeni yaşımal birlikte şans kapımı çalar ve işlerim yolunda gider. Ve ilk hediyemi de kendim veriyorum.
Ççiçekten daha güzel hediye olur mu....


Pazar, Mayıs 06, 2007

MOZAİK PASTA


Yemek yapmaya başladım tekrar nihayet. Basit tariflerden başladım yalnız. Ara verdiğim için birdenbire zor tariflerle uğraşmayayım dedim. Yavaş yavaş alışmak lazım:)))

MALZEMELER:



  • 500 gram petibör bisküvi,

  • 3 yemek kaşığı toz şeker,

  • 1 su bardağı süt,

  • 1 paket kakao (25 gram),

  • 1 paket vanilya,

  • 100 gram tereyağı.

YAPILIŞI:



  1. Şekeri sütle karıştırıp kısık ateşte eritin.

  2. Tereyağını da ekleyip eritin ve karışımı ateşten alın.

  3. Bisküvileri kırın ve erittiğiniz karışımı bunun üzerine dökün,

  4. Kakao ve vanilyayı da ekleyip iyice karıştırın. Hatta güzelce yoğurun. Kıvamına göre bisküvi de ekleyebilirsiniz.

  5. Streçe koyup yuvarlayın.

  6. Şekil verdikten sonra derin dondurucu ya da buzdolabının alt bölümünde 1-2 saat bekletin. Dondurucuda 1 saatte istediğim kıvama geldi.

  7. Dilimleyip hindistancevizi serpin. Maalesef evde kalmadığı için tarçın serptim.

Perşembe, Mayıs 03, 2007

BAHARI KARŞILAMA



Dün kendimi güzel bir yerlere atmak istedim. Baharın ettikleri sanırım. Evde oturmak istemiyor insan, kendini kırlara atmak istiyor. Kırlara gidemedim ama güzel bir yere gittim. Bahçesinde ağaçlar ve çiçekler olan bir yer. Ümitköy'de bir arkadaşımı ziyarete gittim. Tabi ki kızım da bana eşlik etti. Zaten yapışık ikizler gibi her yere birlikte gidiyoruz. Bu fotoğrafları da yürürken karşıma çıkan bu renk cümbüşüne kayıtsız kalamadığım için çektim. Bu günlerde doğaya bir farklı bakıyorum. Gerçi doğaya hayranlığım ve bağlılığım yadsınamayacak kadar çok.




Ümitköy'de çok eğlendik. Arkadaşla içilen kahveler, sohbetler, kurabiyeler... Kızımın evi kurcalamaları, Almila'nın ağlamaları... Akşam olduğunu bile farkedememişim.


Kızımla fuara gidip rengarenk takı ve resimleri seyrediyoruz. Sonra içli köfte molası veriyoruz. Kızım da simitle idare ediyor. Ayranlarımızı içiyoruz ve biz bunu her fuarda yapıyoruz.


Sonra hayvanat bahçesi, park, alışveriş... İkimiz de evde durmak istemediğimiz için kendimizi yollara atıyoruz. Baharla birlikte daha da bir gezme derdine düştük. Onunla birşeyler yapmak çok güzel. Sadece birkaç gün önce kızımı evde bırakıp arkadaşımla görüşmeye gittim. Öyle özlemişim ki arkadaş sohbetlerini. Çılgınlar gibi sohbet ettik. Hacı Arif Bey'e gidip lezzetli bir yemek yedik sohbet eşliğinde. Benim favori yerlerimden biri zaten. Hem huzur hem sessizlik ve lezzetli yemekler. Yemek sonrası ikramlar ve çeşit çeşit çaylar: zahter, kivi, adaçayı... Yemekten sonra ise mağazaları gezip imaj değişikliği için ne yapabiliriz diye bakındık. Sanırım ikimiz de değişiklik ve kendimizi yenilemek istiyoruz. Kışın rehavetini de üstümüzden atarız belki de.



Evet bahar geldi ve doğa şenlendi. Son zamanlarda hep hüzünlü yzılar yazdım ama yeter deyip kendime gelmek için silkelendim. Biraz da güzellikleri paylaşalım. Hep hüzün hep hüzün.. Mayıs ayında hüzün olur mu:)) İnsanın yüreği bile canlanıyor doğa ile birlikte. Son zamanlarda yemek tarifim de az zaten. Biran önce yemek yapmaya da başlamak lazım. Yemek yapmak ruhun ilacı.

Pazartesi, Nisan 30, 2007

LALELER

Hüzünlü bir günün ardından pencereden odanın içine girmeye çalışan ama diğer apartmanların buna izin vermemesinden dolayı ancak bir iki ışığını gönderebildiği bir anda havayı içime çekebilmek için penceremi açtım. Ve o da ne! Laleler açmıştı. Bakımsız bir bahçede, yabani otların arasında boynunu uzatmıştı gün ışığını bulmak istercesine. Hayatın ta kendisiydi adeta her şeye rağmen umudun varlığını ve hayatın güzelliğini anlatan. Bana fısıldadığı cümleyi hala hatırlıyorum: " herşeye rağmen hayat çok güzel ve şartlar ne olursa olsun umut hep vardır." Etrafına baktığımda çok kötü bir çevrede ve pis bir havası olan karanlık bir şehirde apartmanların içine sıkışmıştı ve benden başka kimse onun farkında değildi. Yine de umudu vardı. Açıp rengini gözlerimizin önüne sermişti. Ve çok bunaldığım bir anda içime sevinç vermişti. Belki de onun varolma sebebi buydu, insanlara umut vermek, sevinç vermek...
Herkesin dünyaya bir geliş amacı olmalı... Hayatımın bazı dönemlerinde hayatın anlamını arayıp durdum. Evet buldum dediğim anlarda bile tereddüt yaşadım sonradan. Hayat, güzellikler yaratmak için vardı belki, belki anlamı ağlayan bir çocuğun başını okşamaktı, ya da sevmeyi öğrenmekti, belki iz bırakmaktı, evet başardım demekti anlamı belki de, ya da bir yerlerde acı çekenlerin acısını dindirmekti, üretmekti belki, belki hayat sınavını başarı ile geçmekti sadece... Hayatın anlamı dostlarla ilgili derken onlardan ayrılmakla bitmediğini gördüm hayatın. Hayat bir çiçeğin renginde ve kokusunda gizli olabilir miydi?
Defalarca sordum kendime. Ruhuma yolculuk ederken, kendimi tanıma yolculuğu sırasında hayatın anlamını sordum. Çok istediğimi zannettiğim birşey gerçekleştiğinde bunu istemiyormuşum dediğim zamanlarda... N istediğini bilen biri için ne zordu bu yanılsama. Ne derin izler bırakmıştır ruhumda. Ama insan herşeyi gesap edemez ki riske girmeli bazen. Denemeden bulunmuyor, ulaşılmıyor istediğimiz hayata ulaşmak.

Lale deyip geçmeyin. Sabahın ışıklarıyla odama girerken hayatı sorgulamama vesile oldu. Neler gelip geçti beynimde, ruhumda. Kah iyi kah hüzünlü ama hayatın ta kendisi. Gerçek sevinçler ve gerçek hüzünlerdi. Yüreğimin burkulması bile öyle derindi ki irkildim. Ve o an içimden geçenleri kim bilebilirdi ki. İnsan kendisiyle başbaşa değil midir hep. Sadece siz duyarsınız ruhun sesini sadece siz yorumlayabilirsiniz. Kelimelere dökseniz bile kelimeler karşılayamaz anlamını, yetersiz kalır. Ve o kadar basitleşir ki dudaklarınızdan dökülürken. Oysa siz ne kadar derinden hissetmişsinizdir. Ne kadar sarsmıştır benliğinizi kimse bilmez...

SÜRPRİZ MİLFÖYLER


Eşim birkaç günlüğüne ziyarete gelmişti. Ben de evde olmanın verdiği heyecanla güzel bir kahvaltı hazırlamak istedim. Ama kendi evimde olmadığım için fazla birşey yapamadım. Sadece bu milföyleri hazırladım. Çok kolay ve güzel oldu. Değişik şekiller vererek de kahvaltıyı renklendireyim dedim. Eşim gidince de içimi bir sızı kapladı. Son zamanlarda işle ilgili sorunlarımda beni çok rahatlatıyordu. Bir de paylaşmanın verdiği rahatlık vardı. Şimdi yine yalnız hissttim kendimi, herkes kendi hayatının koşturmacası içinde olduğundan arkadaşlarımla da görüşemiyorum. Ben de herşeyi ya burada sizlerle paylaşıyorum ki çok güzel mesajlarla bana destek oluyorsunuz. Ya da eşimi bekleyip hiç durmadan ona anlatıyorum.
MALZEMELER:
  • Bir paket milföy hamuru,
  • Sosis,
  • Kaşar peyniri
  • İstrseniz sucuk, salamda kullanabilirsiniz.

YAPILIŞI:

  1. Mifföyleri dörde bölüp istediğiniz şekli verin.
  2. Üzerine sucuk, sosis, kaşar rendesi koyup yumurta sarısı sürün.
  3. Fırında kızarana kadar pişirin.

Cumartesi, Nisan 28, 2007

KUSKUS SALATASI


İşle ilgili olumsuz gelişmeler beni farklı alanlarda çözüm üretmeye itti. Ve kafamda oluşan çeşitli planlarım var. Ha deyince olmayacak zaman gerektiren projeler ama yine de beni çok heyecanlandırdı. Sevdiğim işi yapmak istiyorum ve özgür olmak istiyorum. Kaderim başkalarına bağlı olmamamalı en azından. Çok çalışmalıyım ama hem kendim ve sevdiklerim için hem de mutlu edecek bir iş olmalı. Plan aşamasında da olsa eminim ileride gerçekleştireceğim bunu. Gerçekleştiğinde de sizlerle paylaşmak çok güzel olacak.

Daha önce yaptığımı söylediğim salatayı paylaşmaya sıra geldi. Yarım paket kuskusu da bu şekilde değerlendirmiş oldum. Pilavı evde pek yiyen olmamıştı ama salataya bayıldılar. Sanırım salatası daha lezzetli olmuş. Bir de benim gibi yoğurt ve mayonezle yapılan salataları seviyorsanız sofralarınıza renk katabilirsiniz.

MALZEMELER:
  • 1/2 paket kuskus,
  • 1 kavanoz garnitür (isterseniz bezelye, havuç ve patatesi kendiniz de haşlayıp ekleyebilirsiniz),
  • 4-5 adet kornişon turşu,
  • Dereotu,
  • İsteğe bağlı haşlanmış mısır da konulabilir,
  • Yoğurt (2-3 su bardağı kadar),
  • 3 -4 çorba kaşığı mayonez,
  • Karabiber,
  • Tuz.

YAPILIŞI;

  1. Kuskusu suda yumuşayıncaya kadar haşlayın.
  2. Süzüp bir tabağa alın.
  3. Yoğurt, mayonez, garnitür ve ince doğranmış dereotunu ekleyin.
  4. Tuz ve karabiberi de ekleyip iyice karıştırın. Salatanız hazır.

Perşembe, Nisan 26, 2007

SEBZELİ KUSKUS PİLAVI


Veee kolları sıvayıp Selva'nın gönderdiği sepeti açıp ne yapsam diye düşündükten sonra kuskusu denemeye karar verdim. Daha önce hiç yemedim ama niye denemediğimi bilmediğim bir yiyecek kuskus. Belki ismindendir kimbilir. Merakımdan denemeye karar verdim ve çok da ilginç buldum. Kuskusu çiğnemek mümkün değil derlerdi doğruymuş. O nedenle olsa gerek kızım da beğendi. Çiğneyip yorulmuyor ya:))) Paketin yarısını pilav yaptım 3-4 gün sonra da kalanını salata yaptım. Fotoğrafları bilgisayarıma yükleyince onun tarifini de paylaşacağım sizlerle...
MALZEMELER:
  • 2 su bardağı kuskus,
  • 2 adet havuç,
  • 2 adet sivribiber,
  • 3 su bardağı et suyu veya tavuk suyu ya da sadece su,
  • 1 yemek kaşığı salça,
  • Tuz,
  • Karabiber,
  • Sıvıyağ.

YAPILIŞI:

  1. Havuçları rendeleyin, biberleri halka halka doğrayın.
  2. Tencereye yağı koyup kızdırın.
  3. Biberleri, kuskusu ve havuçları ekleyip kavurun.
  4. Salçayı da ekleyin. Domates de koyabilirsiniz.
  5. Suyu, tuzu ve karabiberi de ekleyip kısık ateşte pişirin.
  6. Demlendirip servis yapın.

Cumartesi, Nisan 21, 2007

1 YILIN HİKAYESİ

Öncelikle burada yazdıklarım bana üzülün ya da ne kadar kötü günler geçirdim anlayın diye yazılmış değil. Sadece bir iç dökme ve yol gösterme gayreti benim ki. İnsan içini açınca kuş gibi hafif hissediyor kendini. Bir de hayatı öğrenmek için bazen tecrübeler lazım oluyor ya da birileri bir yerde aynı sıkıntıları yaşıyor yalnız değilim düşüncesine rahberlik etmek maksadım.

Bazen bir ömürde küçücük bir yer kaplayan ve çok kısa olan bir yıl bazen hayatın özeti gibidir.


Son bir yılda yaşadıklarımdan öğrendiklerimi, o son yıla sığdırdıklarımı bir daha yaşayacağımı hiç sanmıyorum.




Kızıma hamileliğimde başladı tüm hikaye... Güzel bir başlangıçtı benim için ama belki de bu kadar çabuk karar vermemeliydim. Eşimin tayininin çıkmasıyla sürüp gitti sorunlu günler. Eşimin yanına gidebilmek için karnım burnunda koşuşturma günlerim geldi. Umarım bu yollarda doğurmam diyerek günlerce mekik dokudum bilumum resmi kuruluşlarda. Akıl vermeler, yapabileceğim daha ne var diyerek geceler boyu düşünmeler ve koşuşturmacalar... Meğer insanlar ne acımasızmış bu sırada öğrendim. Bir de hamileliğin verdiği duygusallık... Ben ağlamayı işte o gün öğrendim. Çaldığım kapılardan aldığım olumsuz cevaplarda, ve kötü muamelede.




Sonuçta kızımın doğumu ve eşimin yanında geçirdiğim bir kaç ay.. Meğer başka hayatlar da varmış, huzurlu ve dingin. Ama herşey gibi onunda sonu geldi. Geri dönüş... Ve asıl zor günler başladı. Sevmediğim hatta nefret ettiğim bir iş yerinde zorluklardan anlamayan bir anlayıştaki insanların altında çalışmak...


Kızım kucağımda bu karanlık şehre geldiğimde çok mutsuzdum. Ben hep kaçmak istemiştim bu karanlık ve mutsuz insanların şehrinden.. Asık suratlı ve vicdanını kaybetmiş insanlarla dolu bu şehirden gitmek içindi mücadelem. İki yıl önce bu fırsat karşıma çıktığında ailemi ve arkadaşlarımı burada bırakmaya hazır değilim demiş bu fırsatı tepmiştim. BUgün anlıyorum ki hata etmişim. Şimdi nerede onlar, tabi ki kendi hayatlarından kafalarını kaldırıp bakamıyorlar bile.


Maalesef imkansızlıklar yüzünden ailemin yanına yerleşmem ve bir odanın içine hapsolmuş bir hayat. Hatta o odanın bile bana ait olmadığı, evdekilerin seni hiç benimsemeyeceği, onlara uymak için çabalayıp kendi hayatından vazgeçmene rağmen senin fazlalık kabul edildiğin bir ev... Gitmen için zorluklar çıkarılan, kötü niyetten değil sırf cehaletten ve geleneklerden dolayı.. Her gün mekik dokuduğun iki mekan arasına sıkışıp kalmaktan ve ikisinde de mutsuzlukların en büyüğünü yaşamaktan duyulan hüzün. Ve mücadele, hep mücadele...


Pes etmeler arasında duyulan tedirginlikler. Güçlenmekten duyulan sevinçler...


İnsanaların bu kadar bencil olduklarını ve başkalarının hüzünlerine karşı duyarsızlıklarını görmeden duyulan şaşkınlık. Ben bilmiyordum ki bunlarıç. Başkalarının hüzünlerini hüzün edinmiş, onların her sıkıntısında koşan ben şaşkındım. Düştükçe üstüne gelenler....


Ve hayatımı değiştirecek bir fırsatla hayata asıldığım anda iftira ve yalanla önümün kesilmesi. Hem de hiç çatışmadığım hiç kötülüğüm dokunmadığı insanların, yönetici diye başımıza dikilen insanlardan gördüğüm kötülük... Ama ben kimseye kötülük yapmadım ki. Sırf daha iyi bir yere geleceğimden, sırf sorunlarımı çözeceğimden, sırf onlara yalvarmadığımdan sadece hakettiğim için bunu elde ettiğimden, sırf yalakalık ve yalancılığı bilmediğimden.... Ve ağlama krizleri.. Hiç bıkmadan hiç yorulmadan saatlerce ağlamalar, hıçkırmalar.. Değmiyeceğini bile bile.. Sırf haksızlığa duyduğum kızgınlıktan, iftiralar yüzünden kendimi aklamaya zorlanmamdan.. Ben kendimi biliyorum ispata gerek yok ki oysa.




Ama toparlanmam gerekti. Değmeyecek insanlar için ağlamaya gerek yoktu ve her şerde bir hayır vardı. Öncelikle bana ihtiyacı olan kızım için toparlanmalıydım ve daha iyiyim. Şu an bile gözlerim sulandı ama geçecek. Hayata daha güçlü sarılacağım. Kızmı da beni de zor günler bekliyor ama aşacağız ve daha güçleneceğiz. Acılar hep güçlendirir. Ve inanıyorum ki vicdansız insanlar birgün yenilecek güzel kalpli insanlara karşı. Buna inanarak hayata sarılıyor insan.
BİR YILIN BANA ÖĞRETTİKLERİ;
  • "Babana bile güvenmeyeceksin." diyenlere güvenmemeyi,
  • İnsanların düşünebileceğimizden daha acımasız olduğunu,
  • Evlendikten sonra ailenin yanına kısa süreli de olsa dönmemek gerektiğini,
  • Hayatımızı başkalarına göre düzenlememeli, gitmemiz gerektiğinde arkamıza bakmadan gitmemiz gerektiğini,
  • Aslında yalnız olduğumuzu, acıların tek kişilik olduğunu,
  • Ateşin düştüğü yeri yaktığını,
  • Ne kadar duyarlı olursanız olun aynı karşılığı görmeyebileceğimizi,
  • Kimse için üzülmeye değmeyeceğini,
  • Hayal kurabilen ve bunları gerçekleştirmeye çalışanların yadırgandığını ve kıskanıldığını,
  • Size yapamazsın diyenlerin aslında kendilerinin yapma gücünün olmamasından böyle konuştuklarını,
  • Özgüveni olan insanların güvensiz insanları rahatsız ettiğini ve egolarını tatmin etmek için her yolu kullandıklarını,
  • Yalaklık yapamayanların bu dünyada işinin zor olduğunu ve hep hedef gösterildiğini,
  • Hayallerimizi gerçekleştirmenin çok çetin bir yolu olduğunu,
  • İnsanların hayal kurmadığını, hayatını güzelleştirmek için kılını bile kıpırdatmadığını sadece onlar için çizilen hayatı yaşadıklarını,
  • Farklı ve cesur insanların öcü gibi görüldüğünü,
  • Herkesin herşeyi bildiğini zannettiğini ve bilmedikleri konularda bile ahkam kestiklerini,
  • Bilmiyorum diyebilmenin herkesin harcı olmadığını öğrendim,
  • İnsanlara öğüt vermek yerine onları anladığınızı göstermenin daha yararlı ve yapıcı olduğunu,
  • İnsanların sıkıntılarının olmasının onların zayıf oldukları anlamına gelmediğini,
  • Omuza dokunan bir elin boşveeer demekten daha fazla iyileştirici etkiye sahip olduğunu,
  • Dostluğun her zaman, her koşulda varlığını hissettirmesi gerektiğini öğrendim.

Daha çoooook şey var öğrendiğim ama uzatmayayım dedim.



Sıkıntılardan bahsettim ama hiç mi iyi şey yok hayatımda. Yaşananlar bunların da daha fazla kıymetini anlamamı sağladı ki ben elimdekilerin kıymetini bilen ve şükreden bir insanımdır. Hayatımdaki güzellikler:
  • Gönlümdeki gibi bir eşim var,
  • Harika bir kızım var,
  • Maddi bağımsızlığım var,
  • Kendime güvenim var,
  • Vicdanım hala işliyor,
  • Hayallerim var,
  • Umudum var,
  • Hayattan zevk almayı biliyorum.
  • Ve hayatımı değiştirebilecek azmim var.


Ve biliyorum ki istediğim hayata kavuşacağım bir gün, uzn güzel bir yolda yürür gibi hayatta da yürüyeceğim. Umudumu asla yitirmeyeceğim.....

Salı, Nisan 17, 2007

CANIM BENİM DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

Yeşil gözlerinle dünyama doğdun.. Hayatıma bakış açımı değiştirdin bazen,
bazen karamsarlığımı törpülemek için mücadele verdin.
İkna olmama konusundaki direncimle sabırla başettin.

Sorunlara takıldığım anlarda çözümlerin olduğunu da gösterdin.
Hayatıma her anlamda iyimserlik ve güzellik getirdin.
Kendimi tanıma aşamasında önümü aydınlattın.
Hayatı ve dünyayı keşfimde bana eşlik ettin.
Hayal kurmayı ve gerçekleştirme aşamasında inançlı olmayı öğrettin.
Vazgeçmeyen yapın ve hayallerinin peşinde gitmen konusunda enerjim oldun.
Ne zaman umudum kırılmaya başlasa seni düşünüp azmini düşünüp yoluma devam ettin.
Canım eşim iyi ki doğdun!..

Doğum gününü birlikte kutlayamadık ama biliyorum ki ileride daha çok
güzel doğum günlerinde birlikte olacağız.
O güzel günler için şu ana ayrıyız ve sıkıntı yaşıyoruz.
Hayallerimizi gerçekleştirmek ve bize çizilen hayatı değil
kendi istediğimiz hayatı yaşamak için mücadele ediyoruz.
İyi ki seni tanımışım, iyi ki doğdun canım benim!...

Cumartesi, Nisan 14, 2007

TIK TIK SELVA GELDİ

Mutlu olmak için küçük şeyler yeterli mi? Kesinlikle... Öncelikle Sevgili Nezaket'in gönderdiği kitap şimdi ise canım arkadaşım Gül'ün çekilişinden kazandığım Selva sepeti. Maddi değerle takılmayanlar için ne kadar önemli ve anlamlı mutluluklar. Benim için işlerin yoluna gireceğine dair bir umut ve şansı barındırıyor bu küçük olaylar. Küçük küçük mutluluklar hayatıma girdikçe herşeyin yoluna gireceğine dair umudum artıyor ve beni karamsarlıktan kurtarıyor. İyi ki blog açmaya karar verdim ve birbirinden güzel insanlarla tanıştım. İyi ki hayatıma girdiniz. Renk getirdiniz yüreğime.

Gelelim sepetimize. Selva'ya da teşekkür etmek istiyorum bu güzel ürünler için. Çok da güzel süslemişler. Resmini çekmeme müsade etmedi kızım. Bir an önce açmak istedi . O yüzden de fotoğraf kareme kızım da girdi.



Açtıktan sonra birbirinden güzel ürünleri görünce hemen hangisini pişirsem diye düşünmeye başladım. Ama henüz karar vermedim. Daha elime dün geçti sepetim ve ben güzel bir tarif yapmak istediğim için bugün düşünmeye karar verdim. Yapar yapmaz da sizlerle paylaşacağım.

Çarşamba, Nisan 11, 2007

DÜĞMELİ KEREVİZ

Kızım çok sevdiği için ben yine kerevize sarıldım. Ama görüntüyü ve tadı değiştireyim ki sıkılmasın canımın içi. Çok da hastaydım kerevizi pişirirken. Ahhh Ahhh... Evde de kimse yoktu ki sıcak bir yemek yapıversin. Eşim bazen arabeskleştiğimi söyler. Doğru mu söylüyor ne:))) Büyük bir mücadele sonucu kendimi mutfağa attım ve dolapta kerevizden başka birşey de yoktu. Kolları sıvadım. Önce kerevizleri pişirdim sonra kızıma çorba yaptım. Tüm güçsüzlüğüme rağmen başardım. Kızım bir eline çatalı alıp onunla yemeye çalışırken bir yandan da eline alıp meyve yer gibi yedi. Yedi ya nasıl yerse yesin deyip mutlu oldum. Ben olmadığım zamanlarda nerdeyse hiç sebze yemiyor çünkü. Sebze sevmeyenler sebzenin yedirilmesi gerektiğini düşünmüyorlar maalesef. Yorgunluğuma değdi ama tek olumsuz yanı gece ateşim yükseldiği için sabaha kadar rüyamda kereviz gördüm. Her gözümü kapatışımda kereviz görmek beni çok germiş olacak ki son zamanlarda kereviz almıyorum. Biraz ara verdim.



MALZEMELER:
  • 3 adet kereviz (Aynı boyda olmaları tercih sebebidir.),
  • Ben koymadım ama isterseniz 3 adet patates,
  • 3 adet ince havuç,
  • Zeytinyağı,
  • Tuz,
  • Karabiber,
  • 1 adet kuru soğan.
  • İstediğiniz kadar bezelye (ben de olmadığı için koyamadım).

YAPILIŞI:

  1. Kerevizleri soyup ortalarını havuçları yerleştirecek kadar oyun.
  2. Limonlu suda 10 dakika kadar bekletin.
  3. Havuçları kerevizlerin ortasına yerleştirip bir parmak kalınlığında dilimleyin.
  4. Dilimleri yayvan bir tencereye yerleştirin.
  5. Tavada zeytinyağını ısıtıp yemeklik doğranmış soğanı soteleyin ve kerevizlerin üzerine dökün.
  6. Bezelyeleri de üzerine ekleyip yeterince su koyup kısık ateşte pişirin.

Salı, Nisan 10, 2007

"BAĞ EVİNİN ASIRLIK YEMEK SIRLARI"

Bazen hayatım niçin bu kadar zor gidiyor diye düşünüp duruyorum. Bir neden mi var onu da anlamış değilim aslında. Herşey milimetrik ilerliyor ve her adım başında bir engel çıkıyor karşıma. Sanki olaylar ağır ilerlemek için anlaşmışlar gibi. Her anım mücadele ile geçiyor ve bazen pes etmemek için kendimi tutuyorum. Evet yüzüp yüzüp kuyruğuna geldim derken bir aksilik oluyor. 1-2 hafta benim için çok önemli ve hayatımın akışını değiştirecek nitelikte. Umarım herşey yoluna girer.
Bu kadar zor ve sıkıntılı günlerimin arasında çok güzel olaylar da gerçekleşti. Bunlardan biri de Sevgili Nezaket'in gönderdiği Konya'ya ait bir yemek kültürünün anlatıldığı Saime Yardımcı hanımefendinin yazdığı "Bağ Evinin Asırlık Yemek Sırlar" kitabının bende yarattığı mutluluk. Çok teşekkürler Nezaketçiğim, hayatın özü de küçük görünen ama büyük mutluluklar veren olaylardır bence. Çok güzel tariflerden oluşuyor, baskı kalitesi ve resimleri de mükemmel. Yazanın da gönderenin de ellerine sağlık.

Pazartesi, Nisan 09, 2007

3*3 OYUNU

Son zamanlarda oynanan bu oyuna ben de dahil oldum, çok da beğendim. Beni aynı gün Aybike,Betül ve Meltem bu oyuna davet etti. Arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum böyle güzel bir oyuna dahil ettikleri için. Hemen yazmaya başlıyorum.

1.1. Daha once yasadiginiz 3 sehir?
Kayseri, Nevşehir, Denizli

1.2. Tatil icin gittiginiz, gordugunuz ve onermek istediginiz 3 yer?
Kesinlikle görülmesi gereken ve benim de hayran olduğum Gökova_Akyaka, Ayvalık, Fethiye.

1.3. Yasamak istediginiz (gormediginiz de olur) 3 sehir?
Muğlaaaaa, yine Muğla,Venedik.

2.1. Su anda ki mesleginiz nedir?
Maalesef sağlık çalışanıyım. Her zaman mesleğimizi seçemiyoruz.

2.2. Dunyaya yeniden gelseydiniz, hangi meslegi yapmak isterdiniz?
Psikoloji, edebiyat, güzel sanatlar... Ama en çok da toprakla ilgili bir iş. Sebze ve meyve yetiştireyim ayaklarım toprakta olsun hep. Doğal gıdalar, temiz hava, mis gibi kokan çiçekler ve hayvanlar...

2.3. "Kesinlikle ben yapamazdim" dediginiz meslek nedir?
Mecbur kalınca her meslek yapılıyor da otobüs şoförlüğü ve sağlık alanındaki işler hiç bana göre değil.

3.1. Yasam felsefenizi olusturan sozlerden biri?
" En büyük mutluluk insanların başaramazsın dediklerini başardıktan sonra ki mutluluktur."
"Olumlu düşün olumlu olsun."
Bir de pek alakasız olacak ama "Kişi kendinden bilir işi." Bu sözü çok kullandığım söyleniyor. Ama içinde çok şey barındırdığını düşünüyorum.

3.2. Bir kitapdan alinma, cok sevdiginiz bir cumle veya paragraf veya bolum?
Yıllar önce (8-9) yıl önce Buket Uzuner'in Kumral Ada Mavi Tuna adlı kitabını okumuştum ve çok şey değişmişti içimde ve de hayatımda. Size orada yer alan bir bölümü yazacaktım ama maalesef kitaplarım Ankara'da olmadığı için yazamıyorum. En kısa zamanda ekleyeceğim. Bana ilham olan bir kitaptı.

3.3. Cok sevdiginiz bir siirin bir parcasi?
Ben de Can Yücel severlerden olduğum için O'nun çok sevdiğim bir şiirinin ilk ve son dizelerini yazmak istedim.

GİTMEK
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye,dağlara, uzaklara...


.............................................
Sırf yeme içmenin, barınmanin bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç.
Ama olsun ...
İstemek de guzel.
Can YÜCEL





Profiterol
İthaf ettiğim arkadaşlarım: Gül, Burçak ve Kamile.





İthaf ettiğim arkadaşlarım: Ebru, Aslı ve Özge.






İthaf ettiğim arkadaşlarım: Bahar, Selen ve Gülenay.



Daha da o kadar çok ithaf etmek istediğim kişiler var ama kısıtlı olunca oyuna dahil olmayanlardan seçtim.

Cuma, Mart 30, 2007

YEDİ TAHILLI KAHVALTI EKMEĞİ


Uzun zamandır ekmek yapamadığım için büyük bir hasretle kolları sıvadım ve kahvaltı için sıcacık ekmek yaptım. Biraz işin kolayına kaçtım ama sonuçta güzel kokan ekmeklerden yeme şansımız oldu. Söke Unun hazır tahıl karışımlarından kullandım. Sağlıklı ve lezzetli ekmekler kahvaltıda bize eşlik etti. Gerçi annemlerde kaldığımdan ve onların da değişik tatlara soğuk bakmalarından dolayı pek ilgi görmedi ya.. Beyaz ekmek dışında bir lezzete kapalılar maalesef. Artık kendi evime taşınınca eşimle kızıma bol bol yaparım.
MALZEMELER:
  • 500 gram söke yedi tahıllı un karışımı,
  • Bir paket kuru maya (un karışımının içinde çıkıyor),
  • 1 su bardağı süt,
  • 1 tatlı kaşığı tuz,
  • 1 tatlı kaşığı toz şeker
  • Su.

YAPILIŞI:

  • Un, şeker, tuz, maya, süt ve yeteri kadar suyu karıştırıp hamur yapıyoruz. Su ve süt ılık olacak.
  • Bir sasat üzerini hafif yağlayarak kapatıp mayalandırıyoruz.
  • İstediğimiz büyüklükte bezelere ayırıp yuvarlıyoruz.
  • Tepsiye dizip yarım saat daha hamur iki katı büyüklüğe gelene kadar mayalandırıyoruz.
  • Önceden ısıtılmış 170-180 derece fırında pişiriyoruz.

Çarşamba, Mart 28, 2007

KIYMALI LAZANYA


Kardeşim birgün lazanya isteyince uzuuun bir maceranın başlayacağını bilmiyordum. Tabi yaparım deyip lazanya almaya kalkana kadar. Meğer lazanya bulmak bir hayli zor ve meşakkatliymiş. Eşim burası Ankara bulamazsın dediğinde gülmüştüm ama O da haklıymış. Evet arkadaşlar Ankara'da lazanya bulmakta çok zorlandım. Önce Kızılay'daki büyük marketlerde başladım. Sonra belki vardır deyip oturduğum semtte sordum. Hatta marketlerin birinde reyondaki bayan " Lazanya ne ki?" deyip başka bir arkadaşını çağırınca ne kadar zor bulunduğunu anladım. Oysaki sıradan bir makarna çeşidi olarak biliyordum ben lazanyayı. . Bir markette de sadece iki markanın ürettiğini ve kendi marketlerine verdiğini öğrendim. Ama onlarda da bulamadım.Çevreme haber saldım, aklıma koymuştum yapmam gerekirdi. Ve büyük an geldi, arkadaşım bulmuş ve benim için almıştı. Bu mücadele sonrasında yapıp yiyebildik nihayet, 2-3 haftanın sonunda. Belki de daha fazla olmuştur.
MALZEMELER:
  • Bir paket lazanya,
  • 1/2 kilo kıyma,
  • 1 paket (500 gram) kaşar rendesi,
  • 1-2 adet kuru soğan,
  • 1 yemek kaşığı salça,
  • Zeytinyağı,
  • Tuz,
  • Karabiber.

Beşamel sos:

  • 3 tepeleme yemek kaşığı un,
  • 1 litre süt,
  • 1 çay kaşığı muskat rendesi,
  • Tuz.

YAPILIŞI:

  1. Soğanı yemeklik doğrayın ve soteleyin.
  2. Kıymayı ekleyip pişirin. İsterseniz bezelye, havuç vb. koyabilirsiniz. Ben sadece kıyma kullandım.
  3. Bir tencereye unu ve sütü çırpma teli ile karıştırarak kaynatın. Ocaktan alıp tuz, karabiber ve muskat rendesini ekleyin.
  4. Benim aldığım lazanyada haşlamanıza gerek yoktur yazdığı halde işimi şansa bırakmamak için 3-4 dakika haşladım.
  5. Tepsiye önce beşamel sosdan koyup, üzerine kıymalı harcı yayın.
  6. Üzerine lazanya yaprakları ile kaplayın.
  7. Tekrar sos, kıyma ve kaşar rendesi koyup lazanyaları dizin.
  8. Malzemeler bitene kadar bu şekilde devam edip en üste lazanyaları dizip bol kaşar rendesi serpin.
  9. Fırında üzeri kızarana kadar yaklaşık 20-30 dakika pişirin.
  • Karabiber.

Cuma, Mart 23, 2007

PORTAKAL SOSLU KEREVİZ


Uzun süredir kereviz yemeği yapmamıştım. Genellikle salatasını yapıyordum. Haftasonu eşim gelince kereviz yapmaya karar verdim. Sonuç çok güzeldi ki eşim de beğendi. İnsanların neden kereviz sevmediğini hiç anlamıyorum doğrusu. Kızım bile bayıldı. Kızımı ilk tanıştırdığım gıdalar sebzeler olduğu için belki de çok seviyor sebze yemeklerini. Umarım hep böyle gider.
Portakal suyu da kerevize çok yakışıyor. Hem renk olarak hem de lezzet olarak farklılık ve güzellik katıyor.
MALZEMELER:
  • 2 adet kereviz,
  • 2 adet patates,
  • 1 adet havuç,
  • 1 adet kuru soğan yada 6-7 tane arpacık soğan,
  • 1 su bardağı portakal suyu,
  • 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı,
  • Tuz,
  • Karabiber.

YAPILIŞI:

  1. Kereviz ve patatesleri soyup doğrayın ve limonlu suda bekletin.
  2. Arpacık soğanları ya da yemeklik doğradığınız kuru soğanı zeytinyağında soteleyin.
  3. Pişme sırasına göre önce halka halka doğranmış havuçları ekleyip 1-2 dakika soteleyin.
  4. Kereviz ve patatesleri süzüp ekleyin. Ve bir kaç dakika soteleyin.
  5. Portakal suyunu ekleyin. Yeterince su da ekleyip tuzunu ve karabiberini ekleyin.
  6. Yumuşayıncaya kadar kısık ateşte pişirin.