Hayata Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayata Dair etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Aralık 01, 2008

UZAKLARA KAÇIŞ


Sessizlikteki huzuru yaşarken ruhumu dinliyorum hala. Daha da bir güçlü daha da bir sakinlikle. Kaçmalar, kaçışlar, uzaklar.... Hep istenilen ama gündelik hayattan sıyrılıp gidilemeyen hayal şehirler. Yüreğinizi orada bırakıp zoraki karanlık bir şehri yaşamanın ağırlığı... Gün geçtikçe ağırlaşan, bir kenara bırakıp kaçmak istediğiniz bir yük gibi. Şöyle bir köşeye bırakıp, kimseler görmeden uzaklaşmak istediğiniz bir yük. Bırakamadığınız insanları bir an unutup, işi gücü de, kaçmak uzaklara. Asıl istediğiniz budur ama nafile. Sizi anlayan şehre gittikçe uzaklaşmak ve anlaşılamamak uğruna iki yabancı gibi yaşadığınız, mecbur olduğunuz yer. Sorumluluklar, iş güç, eş dost... Bahaneler, avuntular... Sırtınızda taşıdığınız, avucunuza sakladığınız binbir bahane. Mutlu olduğun yere uçmak niçin bu kadar zordur. Bazen yeterince cesur değilsinizdir, bazen ekmek davasına beklersiniz buraları. Ya dostlar, sevdikleriniz. En zoru da onları bırakmaktır. Daha mutlu olacağınızı bilseler de anlamazlar ve hiç istemezler gitmenizi. Sizin için mi kendileri için mi..

Gündelik hayatın ağırlığı altında ezilen ve nerdeyse nereye gitti dediğim duygularım ve yazma dürtüm geri döndü. Ondandır bu kadar uzun uzun yazmam. Bu resimler hayal şehrime ait değil ama şu an ruhumu dinlendirdiğim, kendimle başbaşa kaldığım yerden görüntüleri paylaşmak istedim sizlerle. Bilmeyen yoktur Safranbolu'yu. Yıllar önce gelmiştim buraya bir yaz günüydü. Böyle bir mevsimde geleceğim aklıma gelmezdi sanırım. Üşüyorum ama mutluyum. Uzaklaşmalara ihtiyacım vardı çünkü. Hangi şehir olduğu bile önemli değildi. Sadece kendimle başbaşa kalmaktı ihtiyacım.


Tarihi bir handa kalıyorum şu an. Bu odada kimler kalmıştı kimbilir. Kim bilir ne acılar, ne hasretler gördü bu han. Kimbilir kaç gözyaşı düştü yerlere, kaç kahkaha çınladı semasında. Farklı bir dünyada yaşıyorum farklı bir boyuta taşındım sanki. Başka bir gün bu kadar etkiler miydi brni bilemiyorum. Odamda sırtüstü yattığımda tavana bakarken burada neler yaşanmıştır, kimler gelip geçmiştiri düşünmekten kendimi alamıyorum. Her gittiğim şehirde burada yaşayan insanlar ne hissediyordu mutlaka düşünürüm bir de. Acaba memnunlar mıdır hayatlarından ya da büyük şehir hayaliyle mi yaşıyorlardır acaba... Aşağıdaki fotoğraf da odamdan görünen han manzarası.



Yoksa elindeki güzelliklerin kıymetini bilip küçücük şehirlerde kocaman hayatlar kurmuşlar mıdır acaba. Yolunu kesip sormak için inanılmaz bir istek duyarken kendimi frenlemişimdir hep. Deli zannetmesinler diye mi, kimbilir. Zannetsinler, o kadar önemli mi, değil. Yine de binbir engelle örülmüş hayatımız. Düşüncelere engel yok ya o bana yeter.



Aşağıdaki resim de ne derseniz ay ve yıldız. O kadar güzel görünüyordu ki gece ayarında çekerken makineyi kıpırdattığım için ilginç bir görüntü çıktı. Bana da paylaşmak kaldı.






Cuma, Ağustos 08, 2008

SEYYAH OLDUM DOLAŞTIM ŞU ALEMİ...

Yaz mevsimi Ankara'ya tahammül edemediğim için imkanlarım dahilinde kendimi denize atma çabaları içinde geçirdiğim bir dönemdir. Bu yıl da her fırsatta yollara düşüyorum.

Önce BODRUM...




Sonra SAMSUN...




Bugün de MERSİN yoluna düşüyorum. Mersin fotoğraflarımı da dönüşte paylaşacağım sizlerle. Dönüşte çok güzel bir proje başlatacağız. Onu da haber vermek istiyorum. Çok güzel olacağına inanıyorum. Bir hafta sonra görüşmek üzere....

Cuma, Haziran 13, 2008

ANNELER GÜNÜ ETKİNLİĞİ VE TATİL ZAMANIIII

Hediye etkinlikleri olunca kendimi durduramıyorum. Bir de çok hoş bir insandan teklif gelince
hiç kaçırmıyorum. Selcen ve Evren elele bu güzel etkinliği düzenlediler. Yüreklerine sağlık. Bana Sevgili Şerife'den İzmir'den geldi hediye. Kızımı bile düşünmüş cicili bicili kalemler almış. Bizimkinin en sevdiği şey. Sanırım yakında kırtasiye dükkanı açacağız. Bayıldı kalemlerine bir de kalemtıraşı elinden alabilirsem iyi olacak. Kalem açmayı çok seviyor ama yakında açılacak kalem kalmayacak. Atatürk yapbozunu da tüm aile yapmaya çalıştık. Eşim ve kızım yarıda bırakınca ben tamamladım. Çok da zevkliydi. Çocukken yapbozum olmadı mı ne. Şerife'ciğim benim gibi kahve sever birini görünce bardak alttığı almış ve çok hoş bir kart göndermiş sıcacık yazısıyla. Albüme ise diyecek birşey kalmadı, çok doğal ve otantikti. Tekrar teşekkür etmek istiyorum Şerife'ciğim.



Bugün Bodrum'a doğru tatile çıkıyorum. İki hafta buralarda olamayacağım ve sizleri özleyeceğim. Artık denizim gelmişti zaten dayanamadık hemen yollara düşmeye karar verdik. Oradan çok güzel fotoğraflar ve anılarla dönmeyi umut ediyorum. Tabi bu arada hep aynı postu görmekten sıkılabilirsiniz. Artık dönünce telafi ederim.

Çikolata etkinliği için tariflerinizi e mail adresime göndermeyi unutmayın. Dönünce yayınlayacağım. Tatil dönüşü görüşmek üzere.

Çarşamba, Nisan 02, 2008

FINDIKLI BİSKOTTİ



Baharı yaşayamama kaygım çok baskın son zamanlarda. En sevdiğim mevsimi yaşayamadan, tadını çıkaramadan uçup gidecek ve ben o güzelliği beklerken nasıl bittiğini farkedemeyeceğim diye korkuyorum. Belki evrensel korkulardan farklı benim ki belki anlayan çok az olacak ama ne farkeder ki gerçekler bunlar. Hayatın, anın tadını çıkaramayanlar buna önem vermeyenler anlamayacak beni ama biliyorum ki baharı yüreğinde hissedenler çok iyi anlayacak duygularımı.
Ben, papatya tarlalarında dansetmek, gelincikleri izlemek, bir tomurcuğun açılışını hissetmek istiyorum. Hayatımda ayrı bir yeri oldu ilkbaharın, baharların. Sevincin, umudun mevsimiydi o. Doğayla birlikte yüreğimde tomurcuk açardı çünkü. Baharda aşık oldum hep, kalbimin sahibini bulana dek. Ona şiirler yazmak, resimler yapmak isterken diyarıma uğramadan kaçmaya çalışıyor. Oysa söyleyeceklerim var, havada asılı kalan cümlelerim var.

Yağmuru severim elbet, bereket getirir doğaya da yüreğime de. Işıkların yansıdığı akşamlarda yağmurda gezmeyi severim. Ankara sokakları yıkanınca güzelleşiyor ancak, arınıyor, berraklaşıyor. Islanmaktan zevk alarak arşınlıyorum parlak sokakları... Ama ben doğaya dokunmak istiyorum. Dalları çiçekle bezenmiş ağaçları koklamak istiyorum. Uzaktan bakmak beni kesmiyor. Yüreğimin özlemini gidermiyor. BAHARI YAŞAMAK İSTİYORUM...


Duygulandım birden bahara ait duygularımla giriş yapmak istedim. Tabi bahar deyince bir de şiir geldi aklıma. Daha ziyade hayata, gelişmeye değinen bir şiir.

ELBET ACI DUYAR

Elbet acı duyar tomurcuklar açarken
Neden gecikirdi yoksa bahar gelmekte?
Neden bizim ateşli özlemimiz dönüp gitsin acılarla?
Yaprakların içindeydi tomurcuklar bütün kış.
Nedir yeni olan, doğan ve fışkıran?
Elbet acı duyar tomurcuklar açarken,
Acı duyar büyürken her şey zorlanır.
Güçtür elbet damlaların düşüşü,
Korkudan titreyerek asıldıkları yerden,
Ne kadar sarılsalar da dallara büyüyerek, kayarak-
Kurtuluş yoktur, düşerler ağırlıklarıyla toprağa.
Güçtür bilinmezlik, güvensizlik ve korku,
Güçtür uçurumlarda çağırmak birini,
Tutunabilmek titreyerek,
güçtür kalabilmek
Düşebilmek. ....


Hiçbir şeyin yararı yoktur doğuşa
Sevinçle fışkırır tomurcuklar dallarda
Tüm korkular yok olur
Işıldar damlalar

Unuturlar doğuşun korkusunu
Unuturlar yolculuğun korkusunu
O büyük güvenceyi duyarlar anında
Dünyayı yaratan.
Karin Boye
Aslında sadece ilk mısrasını yazacaktım ama hızımı alamadım ve belki sonra neler olmuş diye merak edenler için devamını da yazdım. Ve sanırım çok konuştum:)) Uzun süredir vakit bulamadığım için kısa kısa yazıyordum yazılarımı ve tarifi yayınlıyordum hemen. Ama vücudumda cümleler birikmiş, paylaşmadan geçemezdim. O cümleler de taşardı.
Gelelim tarifimize ...Bu tarif için net bir kaynak gösteremeyeceğim çünkü birkaç tarifi birleştirip kendi damak tadıma göre uyarladım. Bir de hamurun gidişatına göre.


MALZEMELER:
  • 3 yumurta,
  • 2,5 su bardağı un,
  • 120 gram toz şeker,
  • 1 kabartma tozu,
  • 120 gram ufalanmış fındık,
  • 1 tatlı kaşığı vanilya şurubu,
  • 60 gram tereyağı.

YAPILIŞI:

  1. Fırını önceden 180 dereceye getirin.
  2. Un, kabartma tozu, toz şeker ve fındıkları bir kapta karıştırın.
  3. Diğer tarafta yumurtaları çırpın ve vanilya şurubunu ekleyin.
  4. Bu karışımı una ekleyin. Tereyağı da ekleyip karıştırın.
  5. Hamur kendini toparlayana kadar yoğurun.
  6. Hamuru ekmek şekline getirip fırında 30 dakika pişirin.
  7. Soğuttuktan sonra ince ince dilimleyin.
  8. Fırını 170 dereceye düşürüp tekrar fırında 15 dakika daha pişirin.

Cuma, Haziran 22, 2007

İKİ MUTLULUK BİRARADA


Hayatımda öyle güzedl gelişmeler oluyor ki sizlerle paylaşmadan geçemedim. Çünkü benimle birlikte sizler de üzüldünüz. Dualarınızı, iyi dileklerinizi esirgemediniz. Bunların yardımıyla ve sabretmenin mukafatı olsa gerek sıkıntılarım çözülmeye başladı. İnsan hayatında sıkıntı ve hüzünler tabi ki tamamıyla yok olmaz ama geçtiği zaman da rahatlama yaşıyoruz.

Pazartesi günü işe gittiğimde yarın buradan ayrılışını yapabilirsin dediklerinde kulaklarıma inanamadım. Aylardır bekliyordum ama bırakmak istemiyorlardı. Şu anda yeni iş yerimden yazıyorum bu yazımı. Artık düzenli bir iş hayatım olacağı için ve belki de daha az iş stresi nedeni ile mutluyum. Tabi ki en önemlisi kızım adına çok rahatladım.

İkinci sevincim iki yıldır eşimle ayrı illerde yaşamanın sıkıntısı vardı. Bugün iş yeriyle ilişiğini kesip geliyor. Artık aynı ilde çalışacağız. Nihayet özlemimiz bitiyor ve kızım da babasına kavuşuyor. O kadar özlüyordu k.

Dualarınız ve güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim arkadaşlarım. Bu zaman zarfında en çok yanımda olan sizlerdiniz. Sevgilerimi yolluyorum.

Resim ne alaka derseniz yazımı süslemek istedim böyle güzel bir görüntüyle.

Cumartesi, Mayıs 12, 2007

İYİ Kİ DOĞDUM BEEEEEN:))



Evet bugün benim doğum günüm, bir yılı daha geride bırakmanın sevinci içerisindeyim:)) Niye sevineceksem, yaşlanıyorum diye herhalde. Eeee zaman her halukarda geçesekse güzel geçirmek lazım. Umarım yeni yaşımal birlikte şans kapımı çalar ve işlerim yolunda gider. Ve ilk hediyemi de kendim veriyorum.
Ççiçekten daha güzel hediye olur mu....


Cumartesi, Nisan 21, 2007

1 YILIN HİKAYESİ

Öncelikle burada yazdıklarım bana üzülün ya da ne kadar kötü günler geçirdim anlayın diye yazılmış değil. Sadece bir iç dökme ve yol gösterme gayreti benim ki. İnsan içini açınca kuş gibi hafif hissediyor kendini. Bir de hayatı öğrenmek için bazen tecrübeler lazım oluyor ya da birileri bir yerde aynı sıkıntıları yaşıyor yalnız değilim düşüncesine rahberlik etmek maksadım.

Bazen bir ömürde küçücük bir yer kaplayan ve çok kısa olan bir yıl bazen hayatın özeti gibidir.


Son bir yılda yaşadıklarımdan öğrendiklerimi, o son yıla sığdırdıklarımı bir daha yaşayacağımı hiç sanmıyorum.




Kızıma hamileliğimde başladı tüm hikaye... Güzel bir başlangıçtı benim için ama belki de bu kadar çabuk karar vermemeliydim. Eşimin tayininin çıkmasıyla sürüp gitti sorunlu günler. Eşimin yanına gidebilmek için karnım burnunda koşuşturma günlerim geldi. Umarım bu yollarda doğurmam diyerek günlerce mekik dokudum bilumum resmi kuruluşlarda. Akıl vermeler, yapabileceğim daha ne var diyerek geceler boyu düşünmeler ve koşuşturmacalar... Meğer insanlar ne acımasızmış bu sırada öğrendim. Bir de hamileliğin verdiği duygusallık... Ben ağlamayı işte o gün öğrendim. Çaldığım kapılardan aldığım olumsuz cevaplarda, ve kötü muamelede.




Sonuçta kızımın doğumu ve eşimin yanında geçirdiğim bir kaç ay.. Meğer başka hayatlar da varmış, huzurlu ve dingin. Ama herşey gibi onunda sonu geldi. Geri dönüş... Ve asıl zor günler başladı. Sevmediğim hatta nefret ettiğim bir iş yerinde zorluklardan anlamayan bir anlayıştaki insanların altında çalışmak...


Kızım kucağımda bu karanlık şehre geldiğimde çok mutsuzdum. Ben hep kaçmak istemiştim bu karanlık ve mutsuz insanların şehrinden.. Asık suratlı ve vicdanını kaybetmiş insanlarla dolu bu şehirden gitmek içindi mücadelem. İki yıl önce bu fırsat karşıma çıktığında ailemi ve arkadaşlarımı burada bırakmaya hazır değilim demiş bu fırsatı tepmiştim. BUgün anlıyorum ki hata etmişim. Şimdi nerede onlar, tabi ki kendi hayatlarından kafalarını kaldırıp bakamıyorlar bile.


Maalesef imkansızlıklar yüzünden ailemin yanına yerleşmem ve bir odanın içine hapsolmuş bir hayat. Hatta o odanın bile bana ait olmadığı, evdekilerin seni hiç benimsemeyeceği, onlara uymak için çabalayıp kendi hayatından vazgeçmene rağmen senin fazlalık kabul edildiğin bir ev... Gitmen için zorluklar çıkarılan, kötü niyetten değil sırf cehaletten ve geleneklerden dolayı.. Her gün mekik dokuduğun iki mekan arasına sıkışıp kalmaktan ve ikisinde de mutsuzlukların en büyüğünü yaşamaktan duyulan hüzün. Ve mücadele, hep mücadele...


Pes etmeler arasında duyulan tedirginlikler. Güçlenmekten duyulan sevinçler...


İnsanaların bu kadar bencil olduklarını ve başkalarının hüzünlerine karşı duyarsızlıklarını görmeden duyulan şaşkınlık. Ben bilmiyordum ki bunlarıç. Başkalarının hüzünlerini hüzün edinmiş, onların her sıkıntısında koşan ben şaşkındım. Düştükçe üstüne gelenler....


Ve hayatımı değiştirecek bir fırsatla hayata asıldığım anda iftira ve yalanla önümün kesilmesi. Hem de hiç çatışmadığım hiç kötülüğüm dokunmadığı insanların, yönetici diye başımıza dikilen insanlardan gördüğüm kötülük... Ama ben kimseye kötülük yapmadım ki. Sırf daha iyi bir yere geleceğimden, sırf sorunlarımı çözeceğimden, sırf onlara yalvarmadığımdan sadece hakettiğim için bunu elde ettiğimden, sırf yalakalık ve yalancılığı bilmediğimden.... Ve ağlama krizleri.. Hiç bıkmadan hiç yorulmadan saatlerce ağlamalar, hıçkırmalar.. Değmiyeceğini bile bile.. Sırf haksızlığa duyduğum kızgınlıktan, iftiralar yüzünden kendimi aklamaya zorlanmamdan.. Ben kendimi biliyorum ispata gerek yok ki oysa.




Ama toparlanmam gerekti. Değmeyecek insanlar için ağlamaya gerek yoktu ve her şerde bir hayır vardı. Öncelikle bana ihtiyacı olan kızım için toparlanmalıydım ve daha iyiyim. Şu an bile gözlerim sulandı ama geçecek. Hayata daha güçlü sarılacağım. Kızmı da beni de zor günler bekliyor ama aşacağız ve daha güçleneceğiz. Acılar hep güçlendirir. Ve inanıyorum ki vicdansız insanlar birgün yenilecek güzel kalpli insanlara karşı. Buna inanarak hayata sarılıyor insan.
BİR YILIN BANA ÖĞRETTİKLERİ;
  • "Babana bile güvenmeyeceksin." diyenlere güvenmemeyi,
  • İnsanların düşünebileceğimizden daha acımasız olduğunu,
  • Evlendikten sonra ailenin yanına kısa süreli de olsa dönmemek gerektiğini,
  • Hayatımızı başkalarına göre düzenlememeli, gitmemiz gerektiğinde arkamıza bakmadan gitmemiz gerektiğini,
  • Aslında yalnız olduğumuzu, acıların tek kişilik olduğunu,
  • Ateşin düştüğü yeri yaktığını,
  • Ne kadar duyarlı olursanız olun aynı karşılığı görmeyebileceğimizi,
  • Kimse için üzülmeye değmeyeceğini,
  • Hayal kurabilen ve bunları gerçekleştirmeye çalışanların yadırgandığını ve kıskanıldığını,
  • Size yapamazsın diyenlerin aslında kendilerinin yapma gücünün olmamasından böyle konuştuklarını,
  • Özgüveni olan insanların güvensiz insanları rahatsız ettiğini ve egolarını tatmin etmek için her yolu kullandıklarını,
  • Yalaklık yapamayanların bu dünyada işinin zor olduğunu ve hep hedef gösterildiğini,
  • Hayallerimizi gerçekleştirmenin çok çetin bir yolu olduğunu,
  • İnsanların hayal kurmadığını, hayatını güzelleştirmek için kılını bile kıpırdatmadığını sadece onlar için çizilen hayatı yaşadıklarını,
  • Farklı ve cesur insanların öcü gibi görüldüğünü,
  • Herkesin herşeyi bildiğini zannettiğini ve bilmedikleri konularda bile ahkam kestiklerini,
  • Bilmiyorum diyebilmenin herkesin harcı olmadığını öğrendim,
  • İnsanlara öğüt vermek yerine onları anladığınızı göstermenin daha yararlı ve yapıcı olduğunu,
  • İnsanların sıkıntılarının olmasının onların zayıf oldukları anlamına gelmediğini,
  • Omuza dokunan bir elin boşveeer demekten daha fazla iyileştirici etkiye sahip olduğunu,
  • Dostluğun her zaman, her koşulda varlığını hissettirmesi gerektiğini öğrendim.

Daha çoooook şey var öğrendiğim ama uzatmayayım dedim.



Sıkıntılardan bahsettim ama hiç mi iyi şey yok hayatımda. Yaşananlar bunların da daha fazla kıymetini anlamamı sağladı ki ben elimdekilerin kıymetini bilen ve şükreden bir insanımdır. Hayatımdaki güzellikler:
  • Gönlümdeki gibi bir eşim var,
  • Harika bir kızım var,
  • Maddi bağımsızlığım var,
  • Kendime güvenim var,
  • Vicdanım hala işliyor,
  • Hayallerim var,
  • Umudum var,
  • Hayattan zevk almayı biliyorum.
  • Ve hayatımı değiştirebilecek azmim var.


Ve biliyorum ki istediğim hayata kavuşacağım bir gün, uzn güzel bir yolda yürür gibi hayatta da yürüyeceğim. Umudumu asla yitirmeyeceğim.....

Salı, Nisan 17, 2007

CANIM BENİM DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

Yeşil gözlerinle dünyama doğdun.. Hayatıma bakış açımı değiştirdin bazen,
bazen karamsarlığımı törpülemek için mücadele verdin.
İkna olmama konusundaki direncimle sabırla başettin.

Sorunlara takıldığım anlarda çözümlerin olduğunu da gösterdin.
Hayatıma her anlamda iyimserlik ve güzellik getirdin.
Kendimi tanıma aşamasında önümü aydınlattın.
Hayatı ve dünyayı keşfimde bana eşlik ettin.
Hayal kurmayı ve gerçekleştirme aşamasında inançlı olmayı öğrettin.
Vazgeçmeyen yapın ve hayallerinin peşinde gitmen konusunda enerjim oldun.
Ne zaman umudum kırılmaya başlasa seni düşünüp azmini düşünüp yoluma devam ettin.
Canım eşim iyi ki doğdun!..

Doğum gününü birlikte kutlayamadık ama biliyorum ki ileride daha çok
güzel doğum günlerinde birlikte olacağız.
O güzel günler için şu ana ayrıyız ve sıkıntı yaşıyoruz.
Hayallerimizi gerçekleştirmek ve bize çizilen hayatı değil
kendi istediğimiz hayatı yaşamak için mücadele ediyoruz.
İyi ki seni tanımışım, iyi ki doğdun canım benim!...

Cumartesi, Nisan 14, 2007

TIK TIK SELVA GELDİ

Mutlu olmak için küçük şeyler yeterli mi? Kesinlikle... Öncelikle Sevgili Nezaket'in gönderdiği kitap şimdi ise canım arkadaşım Gül'ün çekilişinden kazandığım Selva sepeti. Maddi değerle takılmayanlar için ne kadar önemli ve anlamlı mutluluklar. Benim için işlerin yoluna gireceğine dair bir umut ve şansı barındırıyor bu küçük olaylar. Küçük küçük mutluluklar hayatıma girdikçe herşeyin yoluna gireceğine dair umudum artıyor ve beni karamsarlıktan kurtarıyor. İyi ki blog açmaya karar verdim ve birbirinden güzel insanlarla tanıştım. İyi ki hayatıma girdiniz. Renk getirdiniz yüreğime.

Gelelim sepetimize. Selva'ya da teşekkür etmek istiyorum bu güzel ürünler için. Çok da güzel süslemişler. Resmini çekmeme müsade etmedi kızım. Bir an önce açmak istedi . O yüzden de fotoğraf kareme kızım da girdi.



Açtıktan sonra birbirinden güzel ürünleri görünce hemen hangisini pişirsem diye düşünmeye başladım. Ama henüz karar vermedim. Daha elime dün geçti sepetim ve ben güzel bir tarif yapmak istediğim için bugün düşünmeye karar verdim. Yapar yapmaz da sizlerle paylaşacağım.

Salı, Nisan 10, 2007

"BAĞ EVİNİN ASIRLIK YEMEK SIRLARI"

Bazen hayatım niçin bu kadar zor gidiyor diye düşünüp duruyorum. Bir neden mi var onu da anlamış değilim aslında. Herşey milimetrik ilerliyor ve her adım başında bir engel çıkıyor karşıma. Sanki olaylar ağır ilerlemek için anlaşmışlar gibi. Her anım mücadele ile geçiyor ve bazen pes etmemek için kendimi tutuyorum. Evet yüzüp yüzüp kuyruğuna geldim derken bir aksilik oluyor. 1-2 hafta benim için çok önemli ve hayatımın akışını değiştirecek nitelikte. Umarım herşey yoluna girer.
Bu kadar zor ve sıkıntılı günlerimin arasında çok güzel olaylar da gerçekleşti. Bunlardan biri de Sevgili Nezaket'in gönderdiği Konya'ya ait bir yemek kültürünün anlatıldığı Saime Yardımcı hanımefendinin yazdığı "Bağ Evinin Asırlık Yemek Sırlar" kitabının bende yarattığı mutluluk. Çok teşekkürler Nezaketçiğim, hayatın özü de küçük görünen ama büyük mutluluklar veren olaylardır bence. Çok güzel tariflerden oluşuyor, baskı kalitesi ve resimleri de mükemmel. Yazanın da gönderenin de ellerine sağlık.

Çarşamba, Şubat 14, 2007

SEVGİLİLER GÜNÜ


SEVGİLİLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN...